Bodrum’da Kadın Avukatlardan 8 Mart Açıklaması

En çok okunan

Bodrum Adliyesi önünde kadın avukatlar 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında bir basın açıklaması yaptı. Muğla Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından kadın avukatlar 8 Mart kapsamında bir araya geldi.

Muğla Adliyelerinde eşzamanlı olarak düzenlenen basın açıklamasında 8 Mart’ın kadınların eşitlik, özgürlük ve yaşam hakkı mücadelesinin tarihsel en önemli simgelerinden olduğu vurgulandı. Av. Zeynep Erduran yaptığı basın açıklamasında şunlar ifade edildi;

“Kadınların bugün sahip olduğu hak ve kazanımlar kimsenin bahşetmesi ya da lütfu ile var olmadı. Yüzyılı aşkın süredir devam eden örgütlü mücadelelerin, dayanışmanın ve direnişin sonucunda elde edildi.

Bugün daha güçlü mücadele ve dayanışma içinde olmayı zorunlu kılan ise, erkek egemen sistemin hız kesmeden kendini yeniden üretmesi ve kadınlara yönelik sistematik eşitsizlik uygulamaları ile saldırıların dünyanın birçok ülkesinde sürdürülmesidir.

Bu nedenle 8 Mart yalnızca bir anma günü değil; kadınların eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam talebini yüksek sesle dile getirdiği, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin büyütüldüğü, kadın hakları konusundaki kazanımların vazgeçilmez ve daraltılamaz olduğunun bir kez daha hatırlatıldığı, ve kadınların hak mücadelesinin kutlanıldığı gündür.

Türkiye’de devlet mekanizmalarının korumadığı, yargının cezalandırmadığı bu düzende kadınlara reva görülen yaşam; güvencesizlik, şiddet ve sessizliğe mahkûm edilmekten ibaret. Kadınlar açısından en temel insan hakkı olan yaşam hakkı hâlâ ciddi bir tehdit altındadır. Kadına yönelik erkek

şiddeti, bireysel ve münferit olaylar olarak değil; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden beslenen sistematik bir tahakküm biçimi olarak ele alınması gereken bir sorundur.

Bugünlerde dünya çapında başlatılan savaşlar dikkate alındığında net bir şekilde söyleyebiliriz ki; kadınlar çatışmaların ortasında yalnızca yaşamlarını yitirmemekte; zorla yerinden edilme, cinsel şiddet, insan ticareti ve ağır yoksulluk gibi çok katmanlı hak ihlallerine maruz bırakılmaktad ır.

Uluslararası hukuk sivillerin korunmasını açık biçimde düzenlese de savaş politikaları kadınların yaşamını hiçe saymakta ve hatta kadın bedeninin sömürülmesi ve köleleştirilmesi, bir savaş ganimeti olarak görülmektedir. Bu suretle şiddetin ve cezasızlığın zemini genişlemektedir. Bu sömürü ve sistematik yok edişe dünyanın seyirci ve sessiz kalması, kadına karşı ayrımcılığın normalleştirildiğinin göstergesidir.

Savaşı başlatan erkek iktidar, bedelini ödeyen ise kadınlardır. Bu nedenle kadınların yaşam hakkını savunmak aynı zamanda militarizme, savaşa ve çatışma politikalarına karşı barışı savunmayı da gerektirir.

Önemle vurguluyoruz; ŞÜPHELİ ÖLÜM YOKTUR. CİNAYET ŞÜPHESİ VARDIR!

Kadınların yaşam hakkının ihlal edildiği ve faillerin cezasızlık politikalarıyla adeta ödüllendirildiği bu sistemde bir diğer vurgulamamız gereken diğer husus ise Şüpheli Kadın Ölümleridir. Ülkemizde 2025 yılına ilişkin verilere göre; tarihimizde ilk kez bir yıl içerisinde kaydedilen şüpheli kadın

ölümleri sayısının kadın cinayetleri sayısını aştığı bir tabloyla karşılaştık. Bu tablo bizlere kadınların yaşam hakkının korunamadığı sonucunun yanı sıra, birçok kadın ölümünün etkin şekilde soruşturulmadığını ve aydınlatılmayan “şüphelerden” erkek faillerin yararlandırıldığını açıkça göstermektedir. Şüpheli kadın ölümlerindeki artış, yalnızca istatistiksel bir veri değil; aynı zamanda cezasızlık riskini büyüten ciddi bir politika sorunudur.Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesi herkesin yaşama hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi ise devletlere yalnızca yaşam hakkına müdahale etmeme yükümlülüğü değil, aynı zamanda bu hakkı koruma ve ihlal iddialarını etkin şekilde soruşturma yükümlülüğü de yüklemektedir. “Şüpheli ölüm” olarak kayıtlara geçen her kadın ölümü, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü kapsamında etkin, bağımsız ve tarafsız biçimde soruşturulması gereken bir adli vakadır.

Kadınların şüpheli biçimde hayatını kaybettiği olaylarda yürütülen soruşturmaların etkin yürütülmemesi, delillerin yeterince toplanmaması, gerekli araştırmaların yapılmaması ya da dosyaların delillerin toplanmadan ve var olan deliller değerlendirmeden kısa sürede kapatılması; devletin yaşam hakkını koruma ve etkin kovuşturma yönündeki pozitif yükümlülüğünün ihlalidir.

Etkin yürütülmeyen her soruşturma, adaletin sağlanmasını engellediği gibi kadına yönelik şiddetin görünmez kılınmasına, ihmal nedeniyle delillerin karartılmasına ve dolayısıyla cezasızlığın önünü açarak güçlenmesine de zemin hazırlamaktadır.

Şüpheli ölümlere dair bu tablonun, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesiyle ilgili olduğunu biliyoruz. Kadına yönelik şiddetle etkin şekilde mücadele etme hususunda devletlere açık ve bağlayıcı yükümlülükler getiren İstanbul sözleşmesinden vazgeçilmesi, kadınların hayatından

bilinçli bir vazgeçiştir.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası insan hakları standartlarından uzaklaşılması; kadınların yaşam hakkını koruyan mekanizmaların zayıflamasına, şiddetin önlenmesine yönelik

politikaların gerilemesine ve kadınların korunmasında ciddi boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu durum tesadüf ya da münferit değil, doğrudan politik bir tercihin sonucudur. Bizler bir kez daha vurguluyoruz ki; kadınların yaşam hakkının etkin biçimde korunabilmesi için şiddetle mücadelede

uluslararası insan hakları standartları esas alınmalı, bu alandaki yükümlülükler eksiksiz biçimde yerine getirilmelidir.

Son dönemde yaşanan kadın ölümleri, kadınların yalnızca bireysel şiddetin kaderi değil, erkek egemen sistemin, cezasızlık politikalarının ve kurumsal ihmallerin hedefi olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bahar Taş’ın ölümünün cinayet şüphesi varken henüz aydınlatılmamış olması ve

muhtemel suç şüphesinin failllerin delilleri karartabilecekken derhal serbest bırakılmış olması; ayrıca yıllardır maruz bırakıldığı istismara karşı adalet arayan Fatma Nur Çelik ile 8 yaşındaki kızı Hifa İkra Şengüler’in şüpheli şekilde yaşamını yitirmesi, kadınların ve çocukların korunmadığı ve ihmal

zincirlerinin varlığını gösterdiği bir düzenin sonucudur. Kadına yönelik şiddet faillerinde cezasızlık algısı yaratan bir diğer sorun da İNFAZ SİSTEMİDİR.

Yakın zamanda 11. Yargı Paketi ile gelen “af mahiyetindeki” infaz düzenlemesiyle denetimli serbestliğe ayrılan hükümlülerin kadınları öldürdüğü olaylara şahit olduk. Bu noktada kadına yönelik

şiddete mücadelede cezasızlık algısının yok edilmesi, cezaların koşullu salıverilme hükümleri dahi uygulanmaksızın infaz edilmesinden geçmektedir. Öyle ki Anayasa’nın 10. Maddesi kapsamında

devlet kadın – erkek eşitliğinin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür ve bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.Türkiye’de yürürlükte bulunan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, kadınların korunması için önemli mekanizmalar içerse de bu mekanizmaların uygulamada etkin biçimde işletilmemesi, koruyucu ve önleyici tedbirlerin gecikmesi veya yeterince uygulanmaması kadınların yaşam hakkını doğrudan tehlikeye atmaktadır

Bizler kadın avukatlar olarak bir kez daha vurguluyoruz ki: Kadınların yaşam hakkını korumak devletin birincil görevidir. Her kadın ölümü etkin, bağımsız ve tarafsız biçimde soruşturulmalı ve tek bir şüphe kalmayana değin aydınlatılmalıdır.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede koruma ve önleme mekanizmaları eksiksiz biçimde yürütülmeli, suça maruz kalan kadınların re’sen koruma mekanizmalarından yararlanması sağlanmalıdır.

Şiddet vakalarında cezasızlığa yol açabilecek uygulamalardan kaçınılmalı, kadına yönelik şiddet faillerinin cezaları infaz edilirken koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamalıdır.

Muğla Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu olarak; kadınların eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam sürdüğü bir toplum için mücadele etmeye, kadınların adalete erişim ve yaşam hakkını savunmaya, hukukun üstünlüğünü hatırlatmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla

duyururuz.

MUĞLA BAROSU

KADIN HAKLARI VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ KOMİSYONU

Güncel

Bodrum Avukatları Şiddete Karşı Ses Yükseltti

1 Mayıs’ta Sert Mesaj, Bodrum’da Avukatları “Savunma Susmadı, Susmayacak” Muğla Barosu Bodrum Temsilciliğine bağlı avukatlar Bodrum'da basın açıklaması yaptı. Katledilen...

Daha fazla içerik