1 Mayıs, emeğin ve emekçinin susmadığı gündür.
Bu günün kökünde; daha kısa çalışma süresi, daha güvenli iş yerleri, daha adil ücret ve insan onuruna yakışır bir yaşam talebi vardır. Dün emekçiler “insani çalışma şartları” diyerek ayağa kalktı. Bugün ise milyonlarca emekçi, “Çalışıyorum ama geçinemiyorum” diyerek aynı adalet arayışını sürdürüyor.
Türkiye’de emekçiler artık yalnızca hayat pahalılığıyla mücadele etmiyor. Yanlış ekonomi politikalarının, yüksek enflasyonun, düşük ücret düzeninin ve güvencesiz çalışma koşullarının altında eziliyor. Alın teri ucuzlatılıyor, emek değersizleştiriliyor, çalışan yurttaşlar yoksulluğa mahkûm ediliyor.
Oysa bir ülkede adalet, önce emeğe verilen değerle ölçülür. İşçinin hakkı korunmuyorsa, emekli ay sonunu getiremiyorsa, çiftçi ürettiğiyle kazanamıyorsa, gençler güvencesizliğe itiliyorsa orada sorun yalnızca ekonomi sorunu değildir; hukuk, sosyal devlet ve insan onuru sorunudur.
Bizim sözümüz açık: Ekmek ucuz, emek değerli olacak. Sofradaki ekmeğe herkes ulaşacak; o ekmeği üreten emekçi de insanca yaşayacak ücrete, güvenli çalışma koşullarına ve örgütlü mücadele hakkına sahip olacak.
Emeği ezen bu düzen değişecek. Alın terinin karşılık bulduğu, çalışanların yoksulluğa mahkum edilmediği, emeklilerin unutulmadığı, gençlerin geleceğe güvenle baktığı bir Türkiye’yi hep birlikte kuracağız.
Başta işçilerimiz, emekçilerimiz, kamu çalışanlarımız, emeklilerimiz, çiftçilerimiz ve güvencesiz çalışan tüm yurttaşlarımız olmak üzere; emeğiyle yaşayan herkesin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum.
Yaşasın emek, yaşasın dayanışma, yaşasın aydınlık yarınlara olan inancımız.

