Milli Parklar Kanun teklifi, koruma değil ticari yaklaşım olarak nitelendirildi. Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin red edilmesi gündeme gelirken, Milli Parkların yaşam alanları olduğu, koruyucu yasaların ön plana çıkarılması gerektiği savunuldu.
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de değişiklik öngören kanun teklifi görüşülürken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, düzenlemeye yönelik sert eleştiriler gündeme geldi. Muhalefet cephesinden yapılan değerlendirmelerde, teklifin milli parkların asli koruma amacını zayıflatabileceği belirtildi.
Konuya ilişkin olarak İYİ Parti Muğla Milletvekili Prof. Dr. Metin Ergun,”Koruma Değil Rant Anlayışı Hakim” diyerek kanun teklifine tepki gösterdi.
İYİ Partili Metin Ergun, teklifte yer alan “kamu yararı” kavramının belirsizliğine dikkat çekerek, bu durumun ekolojik dengeyi bozacak uygulamaların önünü açabileceğini ifade etti. Teklifin enerji, ulaşım ve altyapı projelerine “zaruret” gerekçesiyle izin verilmesini öngördüğünü hatırlatan Ergun, “Bu izinler özel şirketlerin lehine kullanılabilecek ve milli parklarımız ticari çıkar alanlarına dönüştürülebilecektir” dedi.

Koruma Değil, Ticari Yaklaşım
Yapılan konuşmalarda, teklifin mevcut Milli Parklar Kanunu’nun ruhunu göz ardı ettiği ve korunan alanların idaresi ile kullanım amacında köklü değişiklikler öngördüğü ifade edildi. Özellikle “kamu yararı” kavramının sınırlarının net çizilmemiş olmasının, ekolojik dengeyi bozabilecek uygulamalara kapı aralayabileceği dile getirildi.
Düzenlemede enerji, ulaşım ve altyapı projelerine “zaruret” gerekçesiyle izin verilebilmesinin öngörülmesi de eleştirilerin odağında yer aldı. Bu hükmün, milli park alanlarında ticari faaliyetlerin artmasına neden olabileceği ve özel şirketler lehine sonuçlar doğurabileceği iddia edildi.
Anayasa Vurgusu
Teklifin, Anayasa’nın 56’ncı maddesinde güvence altına alınan çevre hakkı ile çelişebileceği savunularak, devletin çevreyi koruma yükümlülüğünün zayıflatılmaması gerektiği vurgulandı. Çevreyi korumanın anayasal bir zorunluluk olduğu ifade edildi.
Planlama İlkesi Zayıflıyor
Düzenlemede, içme suyu temini amacıyla yapılacak bazı tesislerde plan şartının kaldırılmasına yönelik hüküm de tartışma yarattı. Eleştirilerde, uzun devreli gelişme planı ilkesinin devre dışı bırakılmasının koruma-kullanma dengesini bozabileceği kaydedildi.
Teklif yasalaşırsa “önce yap, sonra plana uydur” anlayışının yaygınlaşabileceği ve korunan alanların plansız yapılaşma baskısı altına girebileceği öne sürüldü. Ayrıca ilgili Genel Müdürlüğe verilen yetkilerin oldukça geniş olduğu; izin veren, denetleyen ve işleten konumlarının tek elde toplanmasının sakıncalar doğurabileceği ifade edildi.
Yasama Yetkisi Tartışması
Teklifte izin ve işletme usullerinin yönetmelikle belirlenmesinin öngörülmesi de hukuki açıdan eleştirildi. Kanunla düzenlenmesi gereken konuların idari düzenlemelere bırakılmasının, yasama yetkisinin yürütmeye devri anlamına gelebileceği ve hukuki öngörülebilirliği zedeleyebileceği görüşü dile getirildi.
Milli Parklar Yaşam Alanıdır
Muhalefet temsilcileri, milli parkların yalnızca doğal güzellikler değil, toplumun ortak mirası ve yaşam alanı olduğunu belirterek, ekonomik kazanç gerekçesiyle çevresel kayıpların meşrulaştırılamayacağını savundu. Teklifin mevcut haliyle kabul edilemez olduğu ifade edilirken, bazı maddelerin metinden çıkarılması talep edildi.
Meclis’te görüşmeleri süren düzenlemenin, önümüzdeki günlerde yapılacak oylamalarla netlik kazanması bekleniyor.

