Bodrum Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Koalisyonu’nun yaptığı açıklamayı basın metni ile duyurdu. İstanbul sözleşmesi 20 Mart 2021 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanan 3718 sayılı Cumhurbaşkanı kararı sonucunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından feshedilmişti.
“İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” diyerek feshedilmesine karşı tepkiler yükselirken konu ile ilgili olarak Bodrum Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Koalisyonu’nun yaptığı açıklamayı paylaştı;
“2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuz bir biçimde geri çekilme kararına neden olan süreç, LGBTİ+’ları düşmanlaştırarak, toplumsal cinsiyet ifadesini itibarsızlaştırmaya ve geleneksel cinsiyet rollerini doğallaştırmaya çalışarak hazırlandı. Bizler, kadınların maruz kaldıkları cinsiyet ayrımcılığına karşı yıllardır her alanda mücadele eden kadın örgütleri olarak, o gün de bu yaşananların hayatlarımıza ve özgürlüğümüze büyük bir saldırı olduğunu defalarca söyledik. O günden bu yana, kadınların haklarına yönelik saldırılar devam ederken, LGBTİ+ları düşmanlaştıran, hedef gösteren ve varlıklarını yasaklamaya çalışarak yok etmeyi hedefleyen baskılar katmerleniyor. 2025 yılını “Aile Yılı” ilan edenlerin, aileyi kadınları baskılamak ve LGBTİ+’lara saldırmak için bir bahane olarak kullandıklarını görüyoruz.
Şimdi ise bu muhafazakar ve düşmanlaştıran saldırıların ceza kanunu ve medeni kanuna eklenmesi çabasıyla karşı karşıyayız. Türk Ceza Kanunu’nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklif Taslağı, cinsiyet uyum süreçlerini zorlaştıran, LGBTİ+ varlığını yasaklayan, “genel ahlak” dayatmasında bulunan, cinsiyeti tanımlamaya kalkışan maddeleri ile Anayasa açısından devletin amaç ve görevlerinin dışına çıktığı gibi eşitlik, özel hayatın gizliliği, kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ve ayrımcılık yasağı haklarını ihlal ediyor.
Bu girişim, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği hükümleri, Anayasa’yı tanımayarak hukuksuzca yeniden yasalaştırmak ve sadece varoluşumuzu kriminalleştirmekle kalmıyor, ayrıca “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunmayı alenen teşvik” gibi insanların varoluşlarını cezalandırmaya yönelik, kapsamı belirsiz ve son derece keyfi yorumlamaya açık bir suç tanımını yasalara sokarak örgütlenme ve ifade özgürlüklerimizi açıkça tehdit ve kriminalize ediyor.
Kadınlara yönelik şiddet suçlarında asıl sorun cezaların süresi değil destek hizmetleri, soruşturma – yargılama ve önleyici tedbirlerin uygulanmasıdır. Göstermelik bir ceza artışı yoluna giden çözümden uzak popülist gösteri siyasetinin asıl hedefi, kadına yönelik şiddet bahane edilerek muhafazakar politikaların hayata geçirilmesidir.
Biyolojik cinsiyeti sabitlemek, kişilerin yaşamları ve cinsiyetleri ile ilgili kararlarına, varoluşlarına müdahalede bulunmak toplumu belli bir dünya görüşü ve ahlaka göre tasarlama gayretidir. Ceza kanununa “genel ahlak” gibi bir kavramı sokarak bizlere ahlak bekçiliği yapmaya soyunan, varoluşlarımızı, bedenlerimizi, kılık kıyafetimizi, ve yaşam biçimimizi kriminalize etmeyi amaçlayan, eşitsizliği sabitlemeye çalışan, ayrımcılığa ve şiddete karşı mücadeleyi suça dönüştüren bu anlayışın hep birlikte karşısındayız. Kadınların yüzyıllara dayanan mücadeleleri sonucunda elde ettikleri haklarını, LGBTİ+ların kazandıkları görünürlüğü baskıyla ortadan kaldıramadıklarını anladıkları için şimdi hapisle tehdit ederek, baskı ve zorla bizleri yıldırabileceklerini düşünüyorlar.
Buradayız, direniyoruz. Herkesi bu açık şiddet çağrısına dur demeye çağırıyoruz.
Kadın Koalisyonu / 03.03.2025


